Anasayfam Yap
   


BİR ANKARA BEYEFENDİSİ Erdal Beşikçioğlu...
Tarih: 03.01.2013
7483 Kez Okundu
0 yorum var.
Yazi Boyutu
BİR ANKARA BEYEFENDİSİ Erdal Beşikçioğlu

Son zamanlarda dizi furyası aldı başını gidiyor. Bir yandan sitcom diziler, digger yandan polisiye,macera dizileri. Dizilerin ve filmlerin İstanbul’dan sonraki bir digger mekanlarını ise Ankara artık. Bu sayımızın ünlü konuğu, Ankara’lıların kalbine taht kurmuş, Ankara Polisi Behzat Ç. Kendine has tavırları, uslubu ve Ankaralıların aynası,
Ankara’ya gönül vermiş bir sanatçı Erdal Beşikçioğlu’na sizing için sorduk. Bakalım ne cevap vermiş sorularımıza…
AnkaraStyle: Erdal Bey, nasıl bir çocukluk sgeçirdiniz?
Erdal Beşikçioğlu: Babam Vakıflar Bankası’nda müdürdü, oradan oraya göçtük. İlkokula Ankara’da başladım, sonra Kayseri, İzmir, Ankara, Diyarbakır, sonra tekrar Ankara. Benim hiçbir zaman mahallem olamadı. Mahalle yaşantısındaki
durumlara, insan ilişkilerine hep özenmişimdir.
A.S: Babanız laz, anneniz Arnavut, siz Ankara’da doğmuşsunuz. Kendinizi en çok nereye ait hissediyorsunuz?
E.B: Fena bir karışım bu. İki tarafın da en kötü özelliklerini almışım. Göbek adım İnat... Aidiyat hissine gelince de… Aslında
hem var hem yok. Yine de Ankara.

Ruhuma en yakın yer. Liseyi Ankara’da okudum. Sonra konservatuvar yılları başladı

Tiyatro
eleştirmeni büyüklerimiz bir zahmet popolarını kaldırıp Anadolu’daki genç yetenekleri keşfetsinler

 

A.S:Erdal Bey, okuyucularımız için biraz sanat hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Şimdiye kadar kaç oyun, kaç film ve kaç dizide rol aldınız?
E.B: Bu liste bayağı kabarık. 20’ye yakın tiyatro oyunu, 10 kadar film, bir o kadar da dizi filmde rol aldım. En son oynadığım
oyun “Bir Delinin Hatıra Defteri”. Ayrıca bu oyunla 2009 yılında Baykal Saran
Tiyatro Ödülü’nü aldım. 2011 yılında Serdar Akar’ın yönettiği “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm” filmi ise 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi.
A.S: Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuar’ından
mezunsunuz. Nasıl doğdu konservatuar fikri?
E.B: Bir üniversite bitirmem gerekiyordu. Daha doğrusu, girebileceğim bir üniversite
bulmam gerekiyordu! Liseyi altı yılda,
zar zor bitirdim. Hiçbir üniversite de kendime yer bulamayınca, “Ulan, bir de konservatuvarı deneyelim” dedim.
A.S: Mektepli ve alaylı arasındaki fark nedir sizce? Yetenek yeterli mi oyunculuk için yoksa eğitim almak gerekiyor mu?
E.B: Tiyatro için evet. Oynarken de görülüyor
zaten. Konservatuvar eğitimi almış olanları, sahnede hemen ayırt edebiliyorsunuz.
Baleden eskrime, akrobasiden,
pandomime kadar dört yıl ciddi bir beden eğitiminden geçiyorsunuz. E tabii duruşunuz değişiyor. Fakat sinema ve televizyonda, mektepli-alaylı ayrımı yok bence, sadece iyi ya da kötü oyuncu var.


A.S: Ve şimdi de ‘Behzat Ç.’ Bir Ankara Polisiyesi. Senaryoyu okuduğunuzda ne dediniz?
E.B: Çok etkilendim. Çok sevdim. Ama “Çok zor! Nasıl altından kalkacağız” dedim. Çünkü ‘Behzat Ç.’nin en önemli özelliklerinden biri 216 içmesi, ağzından hiçbir zaman sigara düşmüyor, sürekli içki de içiyor. Ama biz bunu gösteriyoruz.
O zaman da karakteri doğru yansıtmak
zorlaşıyor...
A.S: ‘Behzat Ç.’yi, ‘Hayata karşı suçlar uzmanı’ olarak tanımlıyorsunuz. Ne demek
bu?
E.B: Üçüncü sayfa haberlerindeki cinayetler
var ya... İşte ‘Behzat Ç.’ onları çözen
polis. Cinayetin işlendiği noktadan geriye gidiyor ve tek tek hepsini aydınlatıyor.
A.S: Kadınlara güvenmiyor. Siz de onun gibi mi düşünüyorsunuz?
E.B: Yüzde 50-50 diyelim.


A.S: Başka hangi konuda ona benziyorsunuz?
E.B: Mesleğine çok bağlı, ben de öyleyim.
‘Behzat Ç.’yi sevdirmek gibi bir derdimiz
de yok bu arada. Bir anti-kahraman o. Zaman zaman “Vay anasına!” diye izleyeceğiz.
Zaman zaman hataları olacak. Ama öyle ya da böyle sonuca ulaşan, cinayetleri
çözen adam o. Vicdan onun için önemli, bazen kanunları bile hiç sayıyor. Bu yiğidin, yoğurt yiyişi biçimi biraz daha farklı...
A.S: Bu kadar karmaşık bir karakter yerine,
daha sempatik, daha jön bir karakter canlandırmayı tercih etmez miydiniz?
E.B: Yok ya. Zaten herkes kolayı tercih ediyor. Ben zor olanı seviyorum.
A.S: “Ç” harfi birçok kişinin aklını kurcalıyor.
Nedir bu “Ç”?
E.B: Behzat Ç.’nin ‘Ç’si ile Güney Amerikalı
efsane ‘Che Guevara’ vurgulanıyor. Polis teşkilatında solculuğun sevilmemesi
ve Behzat Ç.’nin de gizli bir solcu olduğu,
esprili bir yöntemle anlatılıyor.

İstanbullu arkadaşların bir şeye konsantre olabilmeleri çok zor. Provalarını Ankara’da yapsınlar!

 


A.S: Niye diziler bu kadar çok tutuyor?
E.B: Çünkü bizim seyircimiz biraz tembel. Çayını demleyecek, televizyon karşısına geçecek, ayaklarını uzatacak ve yemişini
yiyecek. Tiyatroya ancak birisi zorlayacak
da öyle gidecek. Ama Ankaralılar için söylemiyorum. Ankaralılar biraz daha farklı tabii...
A.S: Nedir canım bu Ankara methiyesi sürekli!
E.B: Bir gün İstanbullu bir arkadaşla sohbet
ediyoruz, dedi ki, “Ya n’apıyorsun Ankara’da? Bak burada Boğaz var, oturup
bekliyoruz...” Ben de dedim
ki, “Güzel yapıyorsunuz da, Ankara’da Anıtkabir var, birinin de onu beklemesi lazım...”
A.S: En has oyuncular Ankara
Devlet Tiyatrosu’ndan mı çıkar?
E.B: Hiç öyle bir iddiam yok. Bölgelerde bayağı yetenekli
tiyatrocu gençler var. Erzurum’da, Van’da, Trabzon’da, Diyarbakır’da, Konya’da, Sivas’ta. Bu çocukların
hiçbirini Türkiye şu anda bilmiyor. Çünkü tiyatroyla
ilgilenen, eleştiriler yazan büyüklerimiz, hiçbir zaman o tarafa gidip gençlerden
kimler var, bakmıyor... Yazıktır! Popolarını kaldırıp bir zahmet gitsinler...

A.S: Sizin oyunculuğunuzda hep bir Ankaralı
vurgusu var. ‘Ankaralı oyuncu’ ne demek?
E.B: Nasıl anlatayım? İstanbul’daki tiyatrocu
arkadaşlara şöyle diyorum: “İnsanın İstanbul’da herhangi bir şeye konsantre
olabilmesi mümkün değil! Dikkatinizi bozacak çok fazla dış etken var. Gelin provalarınızı Ankara’da yapın, oyununuzu çıkartın, bir süreliğine de burada oynayın, sonra gidin İstanbul’a ne haliniz varsa görün!” İşte bu!
A.S: Ankara’nın sihri nerede?
E.B: Memur kenti olduğu için disiplinlidir.
Trafik polisinden, çöpçüsüne kadar herkes hangi saatte, nerede olacağını bilir. Bu düzen içinde çalışmak disiplin gerektiren bir iştir ve konsantrasyonu yoğunlaştırır.
A.S: Ankara sıkıcı Kabul edilir. Hep derler
ya, “Ankara’nın en iyi yani İstanbul’a dönmesidir...”
E.B: Boş oturursanız tabii sıkıcıdır! Ama benim Boğaz’a bakıp dalga geçecek
zamanım yok, çalışmam lazım.


A.S: Ankaralı sevgiliyle İstanbullu sevgili
arasındaki fark...
E.B: Hiç İstanbullu bir sevgilim olmadı ki. Ben karım Elvin’le beraber büyüdüm. 19-20’ydik tanıştığımızda...
A.S: Çok romantik tabii insanın ilk sevgilisiyle
evlenmesi. Ama o kadar gençken, insan gerçek eşini bulup bulamadığını anlayamayabilir.
Siz sanşlıymışsınız...
E.B: Üniversitede zaman zaman, “Bu iş bitti!” dedik, ayrıldık sonra tekrar birlikte olduk. İşte o ayrılıklarda, ben ‘bilgi ve görgü’mü arttırdım. Ama sonra bir gün geldi şöyle düşündüm: Hayatımı böyle mi devam ettireceğim? Ruhu yalnız olarak?
Evet, birtakım kadınlarla birlikte oluyorum,
eğleniyorum da ama nihayetinde değişen bir şey yok, hep aynı, hep aynı... Ondan sonra, geriye dönüp, ‘farklı olan neydi, beni en çok tamamlayan kimdi’ diye baktığımda Elvin’i gördüm. Hayatımın
geri kalanını da onunla geçirmek istedim,
Allah’tan o da kabul etti...
A.S: Ne güzel anlattınız! Elvin neden farklı?
E.B: Çözemediğim için belki...

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI...
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz ekleyin.
SİZİN YORUMUNUZ...
Yorumlarınız bizim için önemlidir
Ad Soyad....:
      
Not Başlığı....:
Notunuz......:

Posta Kutusu Medya Tanitim - 2011 Tüm Haklari Saklidir.
Bu sayfanin grafik tasarimi ve kod yazilimi tamamen Nafiz KARAHISAR tarafindan yapilmistir.
nfzkara@hotmail.com
Yayın Grubu
Posta Kutusu Medya Tanıtım
AnkaraStyle | Yeni Demet Dergisi | Kargo | Barkod
Medya | Ajans | Organizasyon