HATA: Ltfen JavaScript'i Aktiflestirin.
Anasayfaya Git
Anasayfam Yap
   


YÜKSEL CADDESİ...
Tarih: 13.12.2011
4313 Kez Okundu
0 yorum var.
Yazi Boyutu
YÜKSEL CADDESİ

“…ADI CADDE,

  ASLINDA SOKAK,

FİİLİYATTA İSE YAYA GEÇİDİ…”

 

VE ANKARA’NIN EN MUHALİF YAYA GEÇİDİ (!)  

Ankara dendiğinde Kızılay, Kızılay dendiğinde de Yüksel Caddesi akla gelir.  Atatürk Bulvarı ile Libya Caddesi arasında uzun bir caddedir ama Mithatpaşa Caddesine kadar olan bölümü Yüksel Caddesi olarak bilinir. Şehirde yaşayıp da evden dışarı çıkabilen herkes en az bir kez buradan geçmiştir.

 

Benim için Yüksel Caddesi, güzel demlenmiş, taptaze çaylar eşliğinde, aldığım kitapları karıştırdığım ve okuduğum, okurken de saatin hızına hep şaşırdığım, evimin bir odası gibiydi. Hele de bu aylarda!

 

Düşen yapraklar hiçbir zaman hüzün vermezdi bana Yüksel Caddesi’nde. Tam aksine ağırlıklarından, bozulmuş parçalarından sıyrılmak, yenilenmek çabası içinde olan devingen bir doğanın varlığını hatırlatırdı. Yenilik çağrısını burada her zaman işitirdim ve mutlaka karşılık verirdim.

 

Benim için başlangıçların tetikleyicisiydi Yüksel Caddesi. Ne zaman yeni bir konuyla ilgilensem, bu yeni konuyla ilgili bir şeyler düşünüp yazacak olsam kendimi burada bulurdum. Uzun gövdeli ağaçların tepelerde birbirine yaklaşan ve bazı yerlerde de karışan dalları, evrenselliği, birlik ve beraberliği çağrıştırır, içimde umut duygusunu harekete geçirirdi.

 

Fakat caddeye bir süredir gürültülü, tuhaf müziklerin çaldığı bir işletmecilik anlayışı hakim oldu. Bu mekanların ortak özelliği oturmak, dinlenmek için gelen müşteriyi sevmemeleri. İçerinin bütün duvarlarına yerleştirilmiş televizyon ekranları, nereye baksanız aynı görüntüyle sizi yakalıyor. Gözlerinizi dinlendirmek için hoş bir tablo, bir renk, bir aksesuar, hatta duvarda boş bir yer arıyorsunuz. Hiçbir şey bulamazsanız masaya bakmak zorunda kalıyorsunuz. Peçeteliğe, tuzluğa bakıp gözlerinizi dinlendiriyorsunuz. Ayrıca, müziğin sesi o kadar açık ki içeri girenler birbirlerini duyabilmek için bağırarak konuşmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla içerinin gürültüsüyle karıştığı için asla anlaşılmayan müzik parçaları sürekli kırılan tabak çanak varmış gibi bir etki yaratıyor. Böyle bir yerde dinlenmek imkansız tabii. Dışarıya yerleştirilen tabureler veya okul sırası gibi oturaklar, birbirine çok yakın sehpa gibi masalar rahat olmayışlarıyla hep aynı mesajı veriyorlar. Bir de başınızın üzerinde, tadı bozuk, soğumuş çay dolu tepsiyle sizi zorlayarak çay satmaya çalışan garsonlar iyice pekiştirmekte söze dökülmeyeni. “Hemen yiyin, için, kalkın, başkaları gelsin. Onlar da yesin içsin gitsin. Oturacaksan sürekli bir şeyler yiyip içmelisin.”

 

Düzgün bir yer bulup oturduğunuzda Yüksel Caddesinin bir yaya geçidi haline geldiğini görürsünüz üzülerek. Hızlı bir şekilde yürüyen binlerce insanın geçtiği bir geçit. Başınız döner geçen insan seli nedeniyle. Caddeye yerleştirilen banklarda oturmak da hiç keyifli değildir.  Bu banklar hiç uymadı caddeye.

 

Eskiden ayaküstü sohbet eden, şakalaşan gruplar, ağaçların etrafında daire şeklinde sıralarda oturan insanlar bir renklilik yaratırlardı. Burada birbirini tanıyan insanlar vardı. Akşamüzerleri müzik aletlerini çıkarıp kendiliğinden mini konserler veren arkadaş grupları olurdu. Çok sevimliydiler. Şimdiyse geçicilik ve hız anlamını yok etti caddenin.

 

Caddede bulunan heykeller bu mekanın özelliklerine uygun olmasa da İnsan Hakları Heykeli farklı bir etki yaratmıştır. Bu heykelin önünde neredeyse her gün bir eylem veya bir basın açıklaması yapılır. Hiçbir taşkınlığın yaşanmadığı bu eylemler Yüksel Caddesi’nin bir parçası haline gelmiştir. Orası söyleyecek sözü olanların simgesidir. Bu nedenle heykelin etrafı, bir ifade alanı olarak düzenlenmelidir. Bu belki de farklı fikirler duymamızı sağlar, düşünce hayatımızı zenginleştirir. Bunlar dışında bakarsınız biri çıkar bir şiir okur, kitabını anlatır. Biri çıkar hayata dair bir şeyler anlatır. Bir yere akıl, fikir, duygu girmeye başladığında orası yeniden dizayn olur. İnsan, insan olduğunu hatırlar. Birbirlerinin gözlerine yeniden bakmaya başlar ve sevgiyi, saygıyı, kardeşliği hisseder.

 

Yüksel Caddesi, Ankara`nın ilk imar planını yapan Alman mimar ve şehir planlamacısı Jansen`in 1932`deki planlarına göre kent içi yeşil alanlardan biriydi. Peyzaj öğeleri, havuzları, heykelleri ve çok sayıda insanın oturup dinlenmesine olanak veren oturma birimleriyle önemli bir yaşam mekanı olarak planlanmıştı. Yani ekolojikti o planlarda. 1970’li yılların sonunda araç trafiğine kapatılıp yaya bölgesi haline getirilirken Jansen’in düşündüğüne yakın bir şey yapma çabası içine girildi. Zavallı yayalara hareket kolaylığı getirilmek istenmişti. Fakat bunu planlayanlar empati yapmadıkları ve ekolojik düşünmedikleri için Yüksel Caddesi bir yaya geçidi görünümüne büründü zaman içinde. Metronun bir çıkışının buraya açılması yaya geçidi olma sürecini hızlandırdı. Bir yaya geçidi olarak kalmaya devam ederse potansiyel müşteriler nedeniyle gene işportacıların istilasına uğrama ihtimali var güzelim Yüksel Caddesi’nin. 

 

 

Yüksel Caddesi’nde ağaçlardan başka bitki yok ne yazık ki! Olanak olsa iki metre aralıklarla büfeler olacak. Mevcut heykeller Ankara’yı yeni görenlerin ilgisini çekse de bölgeye uygun değil. Heykeller hayatı, üretkenliği, yaratıcılığı, sevgiyi anlatmalıydı. Bir şehir size insan olduğunuzu hatırlatmalıdır. Şehir “mutlak” lığın olmadığı bir yaşam alanıdır. Birçok hayatın kesiştiği, çarpıştığı, uzlaştığı pek çok anlam içerir. İşte Yüksel Caddesi bölgenin kimliğine uymayan bu haliyle bizleri üzmektedir. Ve cadde bu haliyle, sohbetleri unutmuş, fikir alışverişini mazide bırakmış, her şeyi seyretmekle yetinen, iletişim kurmayan insanların yaşam alanı haline gelmiş durumdadır.

 

İnsan insanı çeşitli durumlarda görmek ister. Çocuğuyla ilgilenen anne babalar, kızdırdığı sevgilisinin gönlünü almaya çalışan bir âşık, yaşadığı bir olayı heyecanla arkadaşına anlatan biri, geçerken soluklanmak için oturmuş diğeri, şakalaşanlar, etrafı seyredenler… İşte bunlara olanak sağlayacak bir peyzaj olmalıydı. Bir fotoğraf sanatçısı oradan yüzlerce kare görüntü alabilmeliydi. Bir ressam tuvale aktarmaya değecek bir şeyler bulabilmeliydi. Şairlere, yazarlara ilham verebilmeliydi Yüksel Caddesi.

 

Cadde çok güneş almadığı için kasvetli bir görünümü olmasın diye beyaza, sarıya veya pembeye boyanmış en fazla üç katlı işyerlerinden oluşmalıydı. Aşağı sarkan çiçeklerle süslü pencereler, sarmaşık güller ve hanımelileri görmeliydik kafelerin bahçelerinde. Çiçeklerin ve ağaçların bakımına özen gösterilmeliydi. Caddeye çiçek ve kahve kokuları hakim olmalıydı. Gece aydınlatması estetik olmalıydı. Bütün bu güzelliklerin arasında dinlenen, sohbet eden, aldığı kitabı inceleyen, hafif hafif çalan müziği dinleyen insanlar olmalıydı.  Tertemiz masa örtülerinin serili olduğu masalarda oturmak, estetik tabaklarda, zarif fincanlarda sunulan her şeyin temizliğinden emin olmak, daima lezzeti tatmak buranın standardı olmalıydı.

 

 

 Ümit ÇELİK

 NLP Uzmanı

                                                                                     umitce1968@yahoo.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI...
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz ekleyin.
SİZİN YORUMUNUZ...
Yorumlarınız bizim için önemlidir
Ad Soyad....:
      
Not Başlığı....:
Notunuz......:

Posta Kutusu Medya Tanitim - 2011 Tüm Haklari Saklidir.
Bu sayfanin grafik tasarimi ve kod yazilimi tamamen Nafiz KARAHISAR tarafindan yapilmistir.
nfzkara@hotmail.com
Yayın Grubu
Posta Kutusu Medya Tanıtım
AnkaraStyle | Yeni Demet Dergisi | Kargo | Barkod
Medya | Ajans | Organizasyon